
ladies and gentlemen, n’aber? bugün ankara’daki iki halam beni fakirhanemde ziyarete geldi. ben de onlar için başlıkta adı geçen über gıdalar + pandispanyalı, pudingli basit ama lezzetli tatlıdan yaptım.
tavuklu börek
malzemeler:
- 1 paket bonfile
- 1 kavanoz garnitür
- 1 paket milföy
- 1 yumurta sarısı
yapılışı:
önce milföyü çıkarın, diğer işleri yaparken yarım saat dışarıda çözülsün.
tavuğu haşlayın. tüyo: haşladığınız suya tuz, karabiber ve çeyrek limon atarsanız o haliyle bile yiyip bitirmek isteyeceğiniz kadar lezzetli oluyor tavuk. bu arada bonfile tercih etmemin sebebi tavuğu doğrayacağımız için ince olmasının kolaylık sağlayacak olmasıydı. yoksa 1 tavuk göğsü de bunun ikamesidir.
haşladıktan sonra küp şeker boyutlarında dilimlediğiniz tavuğu süzüp yıkadığınız garnitürle karıştırın, karabiber, pul biber ve dilerseniz tuz ekin.
milföyleri merdaneyle her kenarından 1.5-2 cm uzayacak kadar açın. tarifte bunun sebebini anlamamıştım ama yaparken çözdüm. yarım saatlik bekleme esnasında yanlardan çözülmeye başlıyor milföy, ortası hala buz kalıyor. harcı koyup birleştirirken kenarların incelmiş ve uzamış olması kolaylık sağlarken, soğuk, sert, ve erimemiş taban da altını sağlam tutuyor. mirim ben bu işin ustası olma yolunda ilerliyorum ya.
sonra içleri koyup üstten kapatın. burda birkaç denemeden sonra vereceğim tüyo da şu: önce dört ucu üstten birleştirin. sonra köşelere doğru hamurları birbirine yapıştırarak gidin. köşeler azıcık açık kalsın, şık görünüyor. sıkı kapatmazsanız pişerken açılıyor. milföy sonuçta.
yağladığınız tepsiye dizin, yumurta sarısı sürüp çörekotu/susam dökün, 180 derecede üzeri kızarana kadar.
not: bu miktarda malzemeyle bayağı bir börek çıkıyor. eğer fazla geleceğini düşünürseniz benim gibi milföyün kalanını buzluğa kaldırıp içini pilava katın, lezzetli mis gibi pilavınız olsun.
fındıklı kurabiye
malzemeler:
- 2 yumurta (birinin akı üzeri için)
- 1 margarin
- yaklaşık bir su bardağı şeker (tam bilemiyorum ne kadar, göz kararı koydum, bu biraz da sizin şeker toleransınıza kalmış)
- 1 paket kabartma tozu
- aldığı kadar un
- kırık fındık
yapılışı:
tarif normalde pudra şekeriyleydi. ben evde olduğunu zannederek (olan da mısır nişastasıymış, ne kafasıysa artık) almadığım için toz şekerle yaptım. o yüzden tarifi kurabiyelerin iyiliği için azıcık değiştirdim.
önce göz kararı ayarladığınız un, şeker, ve kabartma tozunu karıştırın. daha sonra erittiğiniz margarini dökün, yumurtayı ekleyin ve hamuru yoğurun. kulak memesi kıvamında bir hamur haline gelecek. gelmezse yumuşaksa un, katıysa yumurta ekleyin. şekerin bir yerde toplanmamasına dikkat edin.
bu hamurdan cevizden biraz büyükçe parçalar koparıp elinizde yuvarlayın. ben biraz geoit yaptım, içi hamur kalmasın hesabı. sonra bir kaseye ayırdığınız yumurta akına fırında üste gelecek kısmını bulayın, ve düz bir tabağa veya tepsiye yaydığınız fındık kırığına bulayın. yağladığınız tepsiye dizin.
180 derecede pişirin. üzeri çok kızarmadan alın.
kurabiyeyle ilgili iki nokta:
- ben kurabiye sevmem. yerken ağzımın içinin yumuşak hamurla dopdolu olması beni daraltır. ama bu hiç öyle değil, çok hafif. o anlamda sıkıntınız veya şüpheniz varsa tavsiye ederim.
- fındık kırığını bolulu hasan usta’nın evlere serviste getirdiği paket fındıktan ayarladım. 3 paketi bu malzemeye yetti. yani “n’apcam lan ben bunu” diye atmayın. evet dinem, anneme benziyorum, evet.
kafüse çok yaklaşın, hemen. selçuk erdem’e de selam edelim.
şimdi bir kısım okuyucu “öööö” dedi bile. umrumda değil. ıspanağı sadece zeytinyağlı normal haliyle yemekten bıkmış bünyelere birebir. üstelik superfresh’in doğranmış ıspanak paketinden aldım tarifi.
bu sefer de “aa hazır ıspanak alınır mı ayol, hiç iş bilmiyosun” diyenlere cevab vereyim. birincisi çiğ ıspanak iki kişilik öğrenci evimize fazla geliyor. ikincisi kum dolu ıspanağı yıkamak için bi ton su harcayıp hem dünyaya hem keseme zarar vereceğime, iki kuruş fazla verir hazır yıkanmış doğranmışını alırım.
gelelim tarife. tarif çok basit. aslında superfresh soğanı bile hazır alacağımı düşünmüş ama o kadar da değil, yavaş gel. neyse ben ölçüleri kendim ayarladım gayet de güzel oldu. 1 soğanı zeytinyağında iyice kavurduktan sonra 1-1.5 su bardağı pilavlık bulguru da kat, 4 veya 5 dk. filan daha kavur. 1 tablet et suyu (ben tavuk suyu kattım) kat. 1 yemek kaşığı domates salçasını da kat, iyice karıştır. son olarak doğradığın veya hazır doğranmış aldığın ıspanağı koy, bir iki tur daha çevir, sıcak suyla üzerini güzelce ört. tuz kat. ben karabiber de kattım, bence ıspanağa yakışıyor.
bulgur miktarı değiştirilebilir. tabi iyice azaltınca normal ıspanağa dönüşüyor, dikkat. bir de yanında süzme yoğurtla yiyin, şahane oluyor azizim.

başlık iğrenç biliyorum ama gerçekten şimdi tarifini vereceğim poğaçaların olayı bu. hoş, finans çalışmam gerekirken tarif verdiğim için quick ratio‘dan da çağrışmış olabilir, bilemedim. neyse, poğaçalara dönecek olursak, en iyi yanı maya kullanılmıyor olması. yani hamur kabarsın diye beklemiyorsunuz.
malzemeler:
- 3/4 eritilmiş margarin
- 1 çay bar. sıvıyağ
- 1 çay bar. yoğurt
- kabartma tozu
- 1 veya 2 damla sirke
- aldığı kadar un
- tuz (isteğe bağlı)
bütün malzemeleri karıştırıp yumuşak bir hamur elde edin. [tarifi portakal ağacı’ndan aldım, yumuşaktan kasıt ne tam anlamadım ama içgüdülerim beni doğru yönlendirmiş, ele yapışmayan ama kendi kendini toplayan, dağılmayan bi hamur imiş kasıt]. elinizle yumurtadan küçük parçalar alıp içini artık malzemeniz neyse onunla doldurup kapatın. ben peynir + maydonoz + azcık pul biber koydum. kapattığınız tarafı alta gelecek şekilde yağladığınız fırın tepsisine dizin.
burada şunu söyleyeyim, bu miktarda malzeme ile börek fırını tepsisine ne az, ne fazla gelecek kadar poğaça elde ediyorsunuz, saymadım ama tahminim 15-20 tanedir maksimum. yani kalabalıklara hitap edecekseniz biraz daha yoğurt+un ekleyebilirsiniz. tabi bu sadece tahmin. sonra hamur toplanmazsa ağlamayın. bi yumurta kırın.
son olarak yumurta sarısı sürdüğünüz poğaçaları çörekotu veya susam ile süsleyip 200 derecede pişirin. üzeri kızarana kadar demişti tarif ama kanmayın. içi hamur kalabiliyor.
fotoğrafta poğaçamı gölgede bırakan mini pastaları alan da sinem. ben değil, başka sinem. ehehe. http://twitter.com/hineem
edit: o şahane kupayı ev hediyesi diye getiren şahane mahlukat da sinem!
geowynspics adresli blogumu taşıdım, bunu da “kitchen of geowyns” yaptım. sebebi uzun ve lüzumsuz. kısaca: 1 saatlik çabayla ikisi birden tertemiz oldu. takip etmek isterseniz, artık yeni adres bu.
imgfave:
★ discovered on imgfave.com (social image bookmarking)
bu blogu sallamadığım için özür dilerim. sallamak istiyorum. ama yemek yapasım yok hiç.
dışarıda yemeyi en sevdiğim şeylerden biridir tavuk ızgara. ama nedense evde pek pişmez. anneme sordum, “e al pişir, deneriz, yeriz hem sıcakta sağlıklı olur” diyince kasaba tavuk göğsünü ızgara olacak şekilde dilimlettim. öylece teflona koymak da saçma geldi çünkü mutlaka bir olayı vardır bunun. annem de pişirmediği için sormadım, internette araştırdım, 2 tarif buldum. bu 2 tariften mantıklı gelen kısımları seçip kendi tarifimi yarattım. bugünlerde havamdayım yani.
malzemeler:
- 1 çay bardağı süt
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı
- 3-4 diş sarımsak
- 3 yemek kaşığı un + 2/3 yemek kaşığı pul biber + 1/3 yemek kaşığı toz biber
- 4 domates + göz kararı su + 2 yemek kaşığı nar ekşisi + 1 yemek kaşığı mayonez
- kekik
- karabiber
- kimyon
tavukları borcama diz, süt, üzerini örtmeye yetmezse biraz da su koy. beklet. geniş ve biraz da derin bir teflona zeytinyağı ve dilimlemediğin sarımsakları koy. bu arada un + pul biber + toz biber karışımını hazırla. tavadaki yağın kokusu yayılmaya başlayınca tavukları unlu karışıma bulayıp tavaya diz. onlar pişerken bir yandan domates + su + nar ekşisi + mayonez karışımını blender’dan geçir. su katılmayabilir, eğer domatesler tavadaki tavukların üzerini örtebilecekse. tavuklar pişince sosu üzerine dök (hala ateşten almadık) ve kekik, karabiber, kimyon serp. sos fokurdamaya başlayınca altını kapat.
ben aslında kaşar da rendeledim ama annem “kaşarsız servis daha güzel olur” ve “kaşar yemeğin tadına pek yakışmamış” diyince biraz vazgeçtim gibi. istersen rendele tabi.
pilavla süper olur.
bugün mutfaktan o kadar mutlu ayrıldım ki mütevazi olamayacağım: ben bu işten anlıyorum. annem reçel & komposto yapmak için 10 kilo vişne aldı pazardan. ben de her yemek blogunda mutlaka yer alan vişne suyunu deneyeyim dedim. 1 kilosunu kendime ayırdım.
başta niyetim sadece vişne suyu yapmaktı ama başka meyve sularının tariflerini görünce kendi tarifimi uydurdum (bugünler kendi tariflerimi uydurma günlerim, dün yaptığım tavuk ızgara tarifi de yine uydurma). yazıyorum.
vişne suyu - malzemeler:
- 1 kilo olgun vişne (olgun diyorum çünkü bizim aldığımız öyleydi, yani 2 gün daha durmaz, o kadar yumuşak)
- 250 gr şeker (nefret ederim gram bazlı tariflerden ama o an elimde su bardağı yerine ölçek kabı vardı, muhtemelen 1.5 bardaktır. zaten şeker biraz da sizin ayarlamanız gereken bir malzeme. bu kadar katınca hazır meyve sularından daha az, ama yine de şekerli oluyor)
- 1.5 litre su
- neredeyse 1 limon suyu (yine annemin etkisi, limon suyu sıkıp buzluğa koymuş, yarım limon koyacaktım ama tam ne kadar olur kestiremedim, yarım ile bir limon suyu arası bir şeydi)
- birer şeftali, elma, armut
şeftali + elma + armut ufak küp dilimlere böl. porselen demliğe koy. üzerine sıcak su ekle. bir kenarda beklet. vişneleri, şekeri, suyu tencereye koy. kaynayıp çatlamaya başlayınca limon suyunu dök. bu aşamaya kadar altı kısık, limonu ekleyince altını aç, köpürecek kadar kaynatıp altını kapat. ılıyana kadar beklet. suyunu süz, porselen demlikteki suyu da süz, karıştır ve bozdolabına koy.
dilimli meyveler kaldı. bunları da milkshake yaptım.
milkshake - malzemeler:
- dilimlenmiş meyveler
- 3 kaşık bal
- 1 nescafe fincanı süt
- 1 nescafe fincanı yoğurt (azaltılabilir)
- yarım muz (sonradan ekledim)
hepsini blender’a koy, karıştır, hemen servis edilecekse 4-5 buz at. buzlar kırılınca lezzetli oluyor.
süperim, kahretsin.
hani yabancı dil öğrenirken bazı kelimeler olur, her derste, okuduğunuz her metinde, dinlediğiniz her şarkıda karşınıza çıkar ama siz onun anlamını ısrarla unutursunuz ve sözlüğe her bakışınızda şöyle avcunuzun içiyle alnınıza bir güzel yapıştırırsınız.
işte yayla çorbası tarifi de benim için böyle. her yapışımda, “ne var bunda canım, gayet basit, bir daha tarif araştırmayacağım” diyorum ama her seferinde “nasıldı lan? yumurta? yoğurt?” diyip google’a sığınıyorum.
çok siteden denedim. portakal ağacı’nın beni hayal kırıklığına uğrattığı nadir tariflerden biridir, belki benim hatam ama biraz sarı oldu. bir aşurede, bir de yayla çorbasında sarı renge tahammül edemem. kar beyaz olsun. mutfak güncesi diye, şu sıralar pek güncellenmeyen bir blogunkini denedim, en güzel onunki oldu.
bir blogdan tarif alırken tariften çok yorumlara bakın. çoğu +rep yazdıysa o tarif denemeye değer. düzeltiliyorsa düzeltmeleri mutlaka okuyun, onları ciddiye almasanız bile en azından düzeltmenin mantığını anlarsınız. faydası çok.
lafı uzatmadan tarife geçeyim. malzemeler:
- 3.5 yemek kaşığı pirinç
- 1 su bardağı yoğurt
- 1 yumurta
- 1.5-2 yemek kaşığı un
- 4 + 2 su bardağı soğuk su
- tereyağı, tuz, nane
pirinci ayıkla, yıka, derin bir tencereye koy. suyun 2 bardak olan kısmını da ekle. kısık ateşte dibini tutmasına mahal vermeden kaynamaya bırak. pirinçler yumuşayınca altını kapat. 1 kasede yumurta + yoğurt + un çırp. üzerine 4 su bardağı su + dilediğin kadar tuz ekle. bildiğin ayran gibi oluyor. çırp. tencereye ekle. kaynayana kadar ara ara karıştır. ayrı bir tavada tereyağını kızdır. altını kapat. bu önemli. kapatmazsan nane yanar, simsiyah olur. azcık soğuyunca naneyi ekle. bu karışımı çorbaya ekle. aslında tereyağına biraz zeytinyağı da karıştırılabilir, bilemedim, bir dahaki sefere deneyeceğim.
tarif en sevdiğim iki yemek blogundan biri olan portakal ağacı’ndan. diğeri cafe fernando. neyse. bu tarifte gökkuşağı deniyor ama aslında ekstra malzeme/süs koymadığın sürece sadece iki renk var. dolayısıyla başka isim bulmak lazım buna.
uzatmadan tarife geçelim.
malzemeler:
- 3 yumurta
- 1 çay bardağı şeker
- 3 çay bardağı yoğurt
- 1 çay bardağı sıvı yağ
- 3 çay bardağı irmik
- 3 çay bardağı un
- max. yarım çay bardağı kakao (daha fazla da konabilir ama acı olur gibime geliyor, misafire yaptığım için deneyemedim)
- 1.5-2 yemek kaşığı hindistan cevizi
- 2 paket kabartma tozu
- şerbet için: 3.5 su bardağı su + 3.5 su bardağı toz şeker + 1 dilim limon
şerbeti ufak bir tencerede kaynatıp soğut. bu arada yumurta ve şekeri çok köpürterek çırp. bütün malzemeleri sırayla ekle, çırp, borcama dök. fırında pişirdikten sonra daha geniş bir tepsiye ters çevirerek çıkar. soğuttuğun şerbeti dök. şerbeti 5-10 dk emdikten sonra su bardağı ile keserek dilimle. (su bardağı bir tatlı tabağında ideal genişliği sağladığı için su bardağı dedim. porsiyona ve sunuma göre değişebilir).
şimdi, tepside bardakla kesmenin sonucu artan irmikli hamur parçalarının üzerine kakao ve hindistan cevizini dök. elinle bi güzel yoğur. sonra kızartma köftesi yapar gibi, beyazdan kestiklerinin üzerine koymak için, aynı genişlikte ve 4’te 3’ü kalınlığında (daha güzel görünüyor, elle yaptığın için muntazam olmuyor, eşit kalınlıkta olmasın o yüzden) şekillendir ve beyazların üzerine koy.
olayın gökkuşağına dönüşmesi bundan sonra. yanlış hatırlamıyorsam sitede şu pastane pastası vişnelerinden ve antep fıstığı önermişti süslemek için. ben tabi evde hiçbirini bulamayıp kaymakla süsleyince benimki benetton pastası oldu. bu iğrenç espriyi de yaptığıma göre kaçabilirsiniz.
fotoğrafı var bunun, üşenmez harici diskimi takarsam ekleyeceğim bu posta.
sonradan aklıma gelen not: bu tatlının en iyi özelliği görselliği. tek başına tatlı tabağının ortasını dolduruyor. yanına başka bir şey yapmana gerek yok. bir de ana malzeme, diğer tatlıların aksine un yerine irmik olduğu için hafif de.
nasıl bir maymun iştahlı olduğumu anlatmama gerek yok sanırım. o kadar çok tarifim var orada burada birikmiş, güya derleyip toplamak için açtık bu blogu, yine üşen, yine ertele. sinem a.k.a. hineem‘in verdiği mercimekli köfte tarifi ve dağhan ırak’ın (sağolsun) twitterda reklamımı yapması sonucu pis gaza geldim ve bu iki tarifi paylaşıyorum. bu gidişe dur demenin vakti geldi. yalnız tarifi sinem’in verdiği gibi yazmıyorum çünkü hem çok uzun hem de geyiklerimizi deşifre etmenin alemi yok. ciddi bir iş yapıyoruz şurada, yersen.
mercimekli köfte (5 kişilik):
malzemeler:
- 2 bardak mercimek
- 2 bardak kısırlık bulgur (kirli değilse yıkama)
- 4 soğan (orta boy)
- 1 demet yeşil soğan
- yarım demet maydanoz
- bol limon
- sıvı yağ (ben yarım sıvı yağ, yarım zeytin yağı yaptım)
- 3-4 kaşık salça (domates yaptım ama ikisi karıştırılabilirmiş, sorun yok)
- pul biber
- tuz
2 bardak mercimeği 4 bardak soğuk su ile tencereye koy. altını kıs. kaynamaya başlayınca tahta kaşıkla karıştır: dibine tutmasın & eşit pişsinler. ayrı bir tencerede ince ince doğradığın soğanları bol yağda kavur. yağ o kadar bol olsun ki, artık o “kavurmak” değil “kızartmak” olsun, o derece. kavrulunca salçayı ekle. sonra pul biber ve tuz da ekle. altını kıs, tatları iyice karışana kadar beklet sonra altını kapat. bu arada mercimekler suyunu çekince bulguru ekle. karıştır, kapağı kapat. yeşil soğan ve maydanozu incecik doğra, sanatını göster. beklettiğin mercimek&bulgur karışımına salçalı soğanı dök. yine karıştır. sonra yeşilliği dök. 2 tane limon suyunu dök (demiş hinem) ama ben 1 limon daha sıktım. ekşi seviyorsanız tabi. kıvamı olduysa elinle sık, marulla süslediğin borcam vb bir tabağa diz.
karnabahar kızartması (4-5 kişilik):
aslında karnabahar ile pek sorunum yok, her türlü yerim ama kokusunun çok iştah açıcı olmadığını kabul ediyorum. işte kızartınca zaten güzel olan sebze, iyice muhteşemleşiyor, ister ana yemek, ister aperatif oluyor. yalnız benim gibi abartıp fazla yemeyin. gaz yapan sebzeler familyasından çünkü.
malzemeler
- 1 karnabahar
- 1 yumurta
- 1 su bardağı süt
- 3 yemek kaşığı un
- 1 su bardağı sıvı yağ (kızartmak için)
- 1 limon
tencereye kaynar su, tuz, ve dörde bölünmüş limon ile birlikte küçük ağaçlar gibi dilimlediğin karnabaharı koy. 5-6 dakika haşla. karnabahar böyle diri olacak ama çiğ olmayacak, öyle bir kıvam. derin bir kasede yumurta, süt ve unu çırp. burada unu eleyerek eklersen topaklanmaz. yoksa biraz topak olabiliyor. haşlanmış karnabaharı bu karışıma bulayıp kızmış yağda kızart. sarımsaklı yoğurt + yağda kızdırılmış pul biber ile süsle. ye. oo yee.

bu da tarifi yazdığım kağıt. iğrenç yazmışım yalnız.